Enflasyon düzeltmesinin çalışmadığı kabul edildi, ya şimdi? (II)
14 Ocak 2026 Çarşamba
Bu köşede yayınlanan 30.12.2025 tarihli yazımda, enflasyon dü­zeltmesinin neden çalış­madığını ve ertelenme­sinin sorunu çözmedi­ğini . . . .
Enflasyon düzeltmesinin çalışmadığı kabul edildi, ya şimdi? (II)
Enflasyon düzeltmesinin çalışmadığı kabul edildi, ya şimdi? (II)

Prof. Dr. Funda BAŞARAN YAVAŞLAR
funda.yavaslar@dunya.com

Bu köşede yayınlanan 30.12.2025 tarihli yazımda, enflasyon dü­zeltmesinin neden çalış­madığını ve ertelenme­sinin sorunu çözmedi­ğini tartışmıştım.

Şimdi kaldığım yerden devam­la, alternatif olarak öne çıkan yeniden değerle­menin neden yeterli ol­madığını ortaya koymak ve bir çö­züm önerisi sunmak istiyorum.

Yeniden değerleme yeterli değil!

Enflasyon düzeltmesinin ya­pılmadığı bir dönemde yeniden değerleme önem kazanır. Nite­kim, 7571 sayılı Kanun ile Vergi Usul Kanunu’na eklenen geçici madde 37’de (f.2) “Mükerrer 298 inci maddenin (Ç) fıkrası uygu­laması açısından, birinci fıkrada enflasyon düzeltmesi yapılma­yacağı belirtilen dönemler (yet­ki kapsamında uzatılan dönem­ler dahil) enflasyon düzeltmesi şartlarının gerçekleşmediği dö­nem olarak değerlendirilir.” de­nilerek, yeniden değerleme kapı­sı açılmıştır.

Ancak, yeniden değerleme so­runu çözmekten uzaktır. Çünkü;

(i)yeniden değerleme iste­ğe bağlıdır ve kapsamı sınırlı­dır (amortismana tabi iktisadi kıymetler gibi belirli kalemlere odaklanır).

(ii) yeniden değerleme bir “var­lık güncellemesi” sağlasa da, enf­lasyonun vergi matrahını asıl boz­duğu alan olan net parasal pozis­yon etkisini ortadan kaldırmaz. Yani, parasal varlıklar ile borçlar arasındaki dengenin enflasyon karşısında yarattığı kazanç veya kayıp sistematik biçimde nötra­lize edilmez. Çünkü yeniden de­ğerleme sadece belirli duran var­lık kalemlerini güncelleyerek bi­lançonun aktifini kısmen düzeltir; işletmenin kasasındaki nakit, ala­caklar, borçlar gibi parasal kalem­lerin satın alma gücü erozyonunu dikkate almaz.

(iii)yeniden değerleme farkları­nın pasifte özel fon hesabında iz­lenmesi ve belirli hallerde vergi­lendirilmesi, meseleyi “reel kara ulaşma” perspektifinden çok, tek­nik bir bilanço işlemi düzeyinde ele alır. Bu nedenle yeniden değer­leme, tek başına para değerindeki aşınmayı telafi edemez.

Çözüm: Gerçek karı esas alan matrah belirlemesi

Kanaatimce çözüm, enflasyo­nun vergi matrahını reel bir ka­zanç yaratmaksızın büyütmesi etkisini ortadan kaldırmaktır. Bu etki giderilmedikçe, hangi mu­hasebe tekniği uygulanırsa uy­gulansın, mali güce göre vergi­lendirmeden söz etmek mümkün değildir. Dolayısıyla mesele, bi­lanço tekniğini bütünüyle de­ğiştirmek değil, Anayasa’nın 73. maddesinde yer alan mali güç il­kesiyle uyumlu biçimde vergi­lendirilebilir kazancın sınırları­nı açıkça belirlemektir.

Bilanço esasına göre defter tu­tan işletmeler bakımından, bir köşe yazısı sınırları içinde şu iki ayaklı yapıyı tartışmaya açmak isterim:

(i) Birinci olarak, amortismana tabi iktisadi kıymetlerin ve arsa­ların elden çıkarılmasında vergi, yalnızca satış anında doğmalıdır. Satış kazancı hesaplanırken, ma­liyet bedeli -birikmiş amortis­manlar dahil- satış tarihine kadar genel fiyat endeksiyle güncellen­melidir. Böylece vergilendirme, nominal fiyat artışı üzerinden değil, vergilendirme zamanında­ki reel değer artışı üzerinden ya­pılır; satılmamış varlıklar üzerin­den vergi doğması engellenir ve her yıl tüm mali tabloların zorun­lu olarak enflasyona göre düzel­tilmesine gerek kalmaz.

(ii) İkinci olarak, yüksek enf­lasyon ortamında tarihi maliyet esasına dayalı muhasebe uygu­lamalarının sermayeyi koruma­ya yetmediği kabul edilmelidir. Amortismanların reel olarak ye­tersiz kalması ve parasal varlıkla­rın satın alma gücünü kaybetme­si, işletme açısından bir kazanç değil, sermaye aşınmasıdır. Bu et­ki vergi matrahında dikkate alın­madığında, faaliyet karı reel bir kazanç oluşmaksızın büyümekte ve vergilendirilmektedir.

Bu ne­denle, sermayenin enflasyon ne­deniyle uğradığı aşınmanın ver­gi matrahı dışında bırakılması gerekir. Bunun için amortisman oranlarını değiştirmek, net para­sal pozisyonu ayrıca hesaplamak veya bilanço kalemlerini tek tek endekslemek yerine, dönem ba­şı öz sermayenin enflasyon oranı kadar kısmının vergi matrahın­dan indirilmesi yeterlidir. Bu te­lafi mekanizması, enflasyonun hem parasal hem de parasal ol­mayan kalemler üzerinden yarat­tığı matrah genişlemesini sade ve denetlenebilir biçimde dengeler.

Bu yapıda bu iki araç aynı an­da uygulanmaz;ilki elden çıkar­ma anına kadar vergilenmeden biriken enflasyon etkisinin satış kazancı içine sızmasını engelle­meye, İkincisi ise satılmamış var­lıklar mevcutken faaliyet sonu­cunun nominal olarak şişmesini önlemeye yöneliktir.

Bu nedenle söz konusu mekanizmalar, aynı varlık için aynı dönemde çifte bir düzeltme yaratmaz; enflasyonun farklı aşamalarda ortaya çıkan etkilerini birbirine karışmadan ele alır. Diğer yandan, öz serma­ye, aktifler ile borçlar arasındaki farkı ifade ettiğinden, borçlanma arttıkça öz sermaye azalır ve bu­na bağlı olarak enflasyon telafisi de daralır. Böylece borçların enf­lasyon karşısında reel olarak azal­masından doğan etki, öz sermaye üzerinden dolaylı ve otomatik bi­çimde dikkate alınmış olur.

Sonuç

Enflasyonun vergilendirme üzerindeki bozucu etkisi, bilanço tekniğinden değil, vergilendirile­bilir kazancın sınırlarının belir­sizliğinden kaynaklanmaktadır. Enflasyon muhasebesinin ertelen­mesi ya da yeniden değerleme gi­bi araçlar bu sorunu çözmemekte, yalnızca geçici ve sınırlı rahatla­malar sağlamaktadır.

Gerçek çö­züm, tüm iktisadi kıymetleri kap­sayan genel bir endeksleme yak­laşımında değil, enflasyonun vergi matrahını fiilen bozduğu alanlara yönelik sınırlı ve hedefli kurallar­da yatmaktadır. Bu iki ayaklı yak­laşım, doğrudan vergi matrahı­na yönelerek, enflasyonun vergiyi kendiliğinden büyüttüğü kanalları kapatmayı amaçlamaktadır. (Dünya)
REKLAM ALANI
4- Bilgilendirme Konuşmalarını İstanbul SMMM Odası Başkanı Erol Demirel Tamamladıktan Sonra Temsilci Yardımcısı Gizem Ovalı Demirel'e Teşekkür Plaketi Vererek Etkinliğe Son Verdiler.
>
Mal ve hakların kiraya verilmesinden elde edilen gelirleri, Gelir Vergisi Kanunu gayrimenkul sermaye iradı olarak tanımlıyor.
Tacir mal ve hizmet üretir veya piyasadan temin ettiklerini yeniden yahut işleyerek tekrar piyasaya sunar, serbest meslek erbabı genelde hizmet üretir.
İyi Haftalar Dileklerimizle . . .
Neslimiz-Gençlerimiz- Çevremiz-Gezegenimiz İçin Toplumsal Çağrı…………………..
Oda başkanlarının katılımıyla Eskişehir’de gerçekleştirildi. Toplantıda, mesleki gelişmeler, güncel düzenlemeler ve bölgesel sorunlara ilişkin . . .
ikinci toplantının 06.02.2026 günü saat 14.00 de İstiklal Cad. No: 146 kat 3 Taksim İSTANBUL adresindeki İstanbul YMM Odasının Toplantı . . .
Bu hikayeyi HEPBİRLİKTE yazıp, HEPBİRLİKTE başaracağız.Temsil ettiğimiz SMMM samimiyetle savunduğumuzun bir göstergesi olarak;
Sosyal güvencesi olmayan bir vatandaş için yaşam çok zor. Günümüz koşullarında enflasyon yüzünden, özellikle metropol kentlerde . . . . . .
Gaziantep Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası tarafından düzenlenen “Mesleki Etik, Haksız Rekabet ve Belge Kullandırma (Korsan) . . .
Kıdem tazminatı; genel olarak işverene ait bir ya da birkaç işyerinde bel­li bir süre çalışmış bir işçi­nin, işini kaybetmesi halin­de işinde . . . .
(Yemek yeme usulüne ve sırasına göre yemekte kullanılacak tabak, çatal kaşık, bıçak, bardak, peçete, kül tablası, vazo, şamdan ve menaj
Davos 2026’nın soğuk koridorlarında yankılanan o temel cümle, aslında binlerce kilometre ötedeki ofisimizde, masamızın üzerindeki . . . .
30.12.2025 tarihli Resmî Gazetede yayımlan 49 Sıra No.lu Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Genel Tebliği ile;
(2026-2025-2024- 2023 - 2022 - 2021 - 2020 -2019 -2018 - 2017 - 2016 - 2015 - 2014 ve Diğer Yılları İçerir)
Ticaret Kanununun 509. maddesi ile Sermaye Piyasası Kanununa tabi olmayan sermaye şirketlerine de avans kâr payı dağıtma olanağı . . . .
13 Haziran 1989 tarihinde, 3568 sayılı Serbest Mu­hasebeci Mali Mü­şavirlik ve Yemin­li Mali Müşavirlik Kanunu ile mes­lek yasasına kavu­şan. . . .
Fatih Sultan Mehmet’in 15. yüzyılda İstanbul’u fethetmesiyle Orta Çağ'ın kapandığı ve Yeni Çağ'ın başladığı kabul edilir.